Göllü Bagi
GÖLLÜ BAGLARI
Yazan: Musa Ertem
Göllü baglari...Adi bile insanin icine bir huzur vermeye yetiyor...Insanin icini bir sicaklik, bir mutluluk, bir huzur, bir nese sariyor...Sanki bagimiz degil bahcemizdi...Sanki bahcemiz de degil evimizdi...Aaah Göllü baglari...
Bir baskaydi baharin tadi Göllü baglarinda...Bir baskaydi yazin tadi Göllü baglarinda...Ya sonbahara ne demeli...Kisi bile güzeldi, cünkü onu özlerdik, burnumuzda tüterdi, baharin gelmesini dört gözle beklerdik...
Köy halkini sanki birbirine baglardi...Sanki bag degil, bir dügün eviydi...Herkese bir mesguliyet verirdi...Kimse stres yada cansikintisi tanimazdi onun sayesinde...Hem doktordu hem hemsire, hem receteydi hem ilac...
Kimse kimseye selam vermeden gecmezdi yanindan...Yarim ekmegi de olsa herkes onu komsusuyla paylasirdi...Hatir gönül bir baskaydi göllü baglarinda...
Ekmegimiz yufka, katigimiz cökelekdi...Ya torbadaki yogurda ne demeli...Dala asardik, damalsin diye...Altina da yatardik, nasrettin hoca misali...Bir baskaydi tadi bunlarin göllü baginda...
Bahar geldimi, kazmasini belini, capasini küregini kapan tutatrdi göllü baglarinin yolunu...Kimi at arabasiyla, kimi esegile, kimi de yaya...Kiminin önünde kuzu, kiminin önünde inek, kiminin de sirtinda cocuk... Kimi cizmeyle, kimi sogukkuyu, kimi terlik, kimi de yalinayak...
Önce imece olur ark ayitlardik...Sonra bag gözü acar, onlari budardik...Sonra da hep beraber bag bellerdik...Hele o cift bel atmanin zevki bir baskaydi...Yogurdu özer, sokumla girerdik hep beraber tasa...Dünyanin en lezzetli yamegiydi sanki o torbadaki yogurtlar... Hele suyu da kapaklidan olursa...
Her türlü turfandanin tadina bakardik, göllü baglarinda...Önce cagla, sonra iskin...Ya firek salatasi...Dünyanin hicbir ahcisi yapamaz o salatayi...
Haftada bir göl tutar, sebze sulardik...Mahalleni cocuklari da gölde cimerdik...Akdeniz sahillerinden daha cok zevk alirdik o göllerden...Hele bir de sicak kuma yatmasi yok mu....Öyle bikini mayo bilmezdik...Ya kilotla yada ciplak...Göllü baglari...
Yaptigimiz o kabak arabalarini Henry Ford bile icad edemezdi...Ya sögütlerden yaptigimiz cin düdüklerine ne demeli, Asaduryan bile calamazdi o düdükleri...
Yazin sicaginda dallarin gölgesinde misir üterdik...Püskülünden de cigara tüttürürdük...Süt misiri, kuru misiri, firiklik misiri iyi tanirdik...Hele bir de hirsizliksa misir, tadi bir baska olurdu... Ara sira Koca Capanin bastonunun tadina baksak da, degerdi...Bazen de sahman bugda yolmaya giderdik...Bugdayin hasindan da anlardik...En güzel firik ondan olurdu...
Domatesin, hiyarin en iyisi orada yetisirdi...Günlük koparilmamissa yemezdik...Sasimis, bayat derdik...Cünkü biz gercek lezzeti tanirdik...Öyle yarim metrelik hiyarlari bilmezdik...Parmak kadar, cicegi burnunda olmaliydi hiyarin...Göllü baglari...
Sanki bir hayvanat bahcesiydi göllü baglari...Keklikler, serceler, sigirciklar, kargalar,leylekler, yilanlar, solucanlar, kurtlar, tilkiler,kaplumbaglar, köslüler, gelengiler, porsuklar,kurbagalar, cekirgeler...Sanki bir orkestra olusturmislardi...Ne ararsan vardi göllü baglarinda...Atlar, esekler, inekler, koyunlar, keciler, kuzular, oglaklar...
Yörük Alinin bagi sanki büyülü gelerdi bize, esrarengizdi...Hirsizlik yapamadigimiz tek bag oydu, belki ondan...Cakir emminin armutunun tadini bilmeyen yoktur...Ya Tilkilerin koca cavizi...Bütün mahallenin cocuklarinin oyun yeriydi...on, onbes, yirmi cocuk birden cikardik basina...Fikriye ana da tilkilerin baginin gülüydü...Birde kötürüm Capan emmimin üc cevizi vardi...Yasak bölgeydi bize...Ama yasagi dinleyen kim...Bazen de Macarlarin cavizlerine ugrardik...Hasan Hüseyinlerin baginin basindaki kuskonmaz ve ipburnu calilarindan yedigimiz o güzelim bögürtlnlere ne demeli...
Bag beklemek adettendi..Ama cocuklarin hirsizlik yapmasi da adettendi...Kehribar gibi üzümlere ne demeli...Hangi bagda alaca var cok iyi bilirdik...Dirmitler de ondan sonra gelirdi...Aaaaah göllü baglari...
Nice asklara mekanlik etmistir göllü baglari...Nice genc kizlarin, nice delikanlilarin rüyalarini süslemistir göllü baglari...Kim bilir kac evliligin filizleri orada ekilmistir...Kim bilir...Öyle telefon. ceptelefonu, internet, mesaj, mail yoktu...Temiz ve safi asklar...
Sonbaharda bir hüzün sarardi Göllü baglarini... Sarinin ve yesilin binbir tonuna bürünürdü göllü baglari...Agaclarin alti ve üstü yapraklarla süslenirdi. Sanki düsen her yaprakda bir eda bir naz vardi...Sanki düsmek istemezlerdi...Sanki Göllü baglarinin issiz kalmalarina yas tutarlardi...Üzümler kesilir, en güzel pekmezler yapilirdi...Hele kabakli pekmeze ne demeli...
Kis geldimi, bir gelin gibi beyaz örtüsüne bürünürdü göllü baglari...Adeta damadinin duvagini acmasini bekler gibi bahari beklerdi göllü baglari...
N`olurdu dogdugumuz yerde doysaydik, n`olurdu Göllü baglarinda kalsaydik...
....