cökelek haci
CÖKELEK HACI
(ANGARA CAKAL YATAGI OLUR)
(ANGARA CAKAL YATAGI OLUR)
Yazan: Musa Ertem
Atlar biz Türklerin tarihinde ve kültüründe hep özel bir yere sahip olmuslardir. Atlarla savaslar yapmis, zaferler kazanmisiz. Atlarla orta asyadan Anadoluya göcmüsüz. Atlarla tarla bag bahce islerimizi yapmisiz. "At, avrat, silah yigidin bahtinadir" gibi atasözlerimizde atlarin bizdeki degerini dile getirmisiz. Kir atlar, doru atlar, yagiz atlar...
Ülkemize sanayilesmenin girmesiyle atlar yerni yavas yavas makinalara ve motorlu tasitlara birakmisdir.
Bizim de en son atimiz 80 li yillarda oldu. Bir kiratimiz vardi. Nazlim bir kisrakdi. Bütüm bag, bahce islerimizi onunla hallederdik. Bu kiratimizdan bir gün bir tay dogdu. Simsiyah bir tay. Bir beygir. Bütün vücudunda siyahdan baska hicbir renk yokdu. Boncuk gibi. Üc ay, bes ay, alti ay derke tayimiz bir yasina girdi. Ona cok iyi bakiyordum. Ahira girdigimde onunla özel olarak ilgileniyordum. Yemini, suyunu veriyor, timar ediyordum. Bir yasina geldiginde öyle bir görünüm aldi ki, bakmaya kiyamiyordu insan ona. Hani derler ya üzerine yumurta koysan durur, diye. Iste öyle bakimliydi. Asil bir hayvan oldugu durusundan belliydi. Sirtina asla eger vurdurmaz, kendini asla arabaya kosdurmazdi. Tam bir yaris atiydi o. Durusu adeta gerilmis bir yay gibi, kosmasi adeta bir ok gibiydi. Arasira üzerine binerdim. Onu segirttigim anlarda kendimi adeta bulutlarin ustünde ucuyor sanirdim. O bana ben de ona cok alismisdik.
O yil babam Almanyada turist olarak calisiyordu. Daha dogrusu calismiyordu, issizdi. Kacak kaliyordu. Ben ilkokul üce gidiyordum. Bir dönem gözlerimden rahatsizlandim. Gözlerim durmadan sulaniyor, kizariyor ve kepildemiden bes saniye duramiyordum. Anam benim bu durumumdan korkdu. Oglan kör mör olurda, Allah vermesin diye endise etmeye basladi. O dönemlerde Panlida ve Kochisarda göz doktoru yokdu. Sordu sorusdurdu ve en yakin göz doktorlarinin Ankarada oldugunu ögrendi.
Anam Ankaraya hic gitmemis, en fazla Kochisara gitmis bir köylü kadiniydi. Beni Ankaraya doktora götürmekden cekiniyordu. Ama benim gözümün durumu düzelmiyordu. Babam ise Almanyadaydi ve 6 ayda bir mektubu geliyordu ancak. Musayi doktora götürecek bir erkek lazimdi. Bu is kadin isi degildi!
Demirciliden ablamin kayinbabasi "Cökelek Haci" aklindan geciyordu. Ama o da Kochisardan baska bir yere gitmemis gariban bir adamdi. Asil adi haci idi. Hacca gittiginden degil, dogusdan adi Haci. Lakabi cökelek. Orta boylu, hatta biraz ufak denecek boyda, diken biyikli, foter sapkali, mest lastikli, yelekli ve ütüsüz takim elbisesiyle kaldi o benim aklimda. Cok saf, iyi niyetli, iyi niyetli oldugu kadar özgüveni de cok düsük bir insandi o.
Hayatinin son dönemlerinde Alzhaymer hastaligina tutulmus, kisa bir dönem hafiza kaybina ugramisdi. O dönemde enistemle ablam bakiyordu ona. Bir gün ablam komsulariyla birlikde kisa hazirlik yufka ekmek yaparlarmis. Yapilan ekmegi tandirdan getirip getirip evin odalarina kurumasi icin serermis ablam. Bir ara tandirdan yine eve ekmek getirdiginde gözlerine inanamamis. Gördükleri karsisinda sasakalmis. Haci emmi hortumu cikarmis ekmeklerin üzerine septiriyormus. Ablam:
-Aaamman Baba, sapittin mi sen, onlar nimet, sen ne yapiyorsun öyle, demis.
Alzhaymer hastaliginin etkisinde olan Haci emmi yaptiginin farkinda degilmis:
-Kizim, kapaklidaki tarlayi suluyorum, cevireceksin baspinarin suyunu kapaklinin üstüne... Ne bitmez, ne bitmez... Kan döksen can biter, can biter.... dermis.
Tabi ablam yaptigi bütün ekmekleri atmak zorunda kalmis.
Iste Haci emminin son dönemlerinde yakalanmis oldugu alzhaymer hastaligindan bir kesit.
Neyse biz tekrar hikayemize dönelim. Anam Haci emminin bize geldigi bir gün durumu anlatti. Benim gözlerimin durumundan korktugunu belirtti. Ve beni Ankaraya göz doktoruna götürmesini rica etti. O zamanlar alzhaymer ne yoktu tabi.
Haci emmi telaslandi. Cünkü daha önce hic Ankaraya gitmemisdi.
-Urhuya, bacim, ben Angariya hic gitmedim, oralarda gaybolurum, sona Musayi da gaybiderim, elindeki oglandan da olun.Hem Angara cakal yatagi olur, ben bekcilik yaparken bizim mihtar didiydi. Gel sen basga birini bul, dedi.
Anam:
-Aman Haci aga, ben basga kimi bulurum, bu isi senden basgasi yapamaz, diye diretti.
Anamin israrlarina dayanamidi Haci emmi:
-Urhuya, bacim, ben gene de bizim koyün ogretmeni Yilmaz hocuya bi soruym, o Angarayi Istanbili iyi bilir, ager gidecase bizi de gotürsün, dedi.
Iki gün sonra Haci emmi ögretmene sormus. Tesadüf bu ya, ögretmenin de iki hafta sonra Ankarada isi varmis. Tabi Haci emmi bu duruma cok sevinmisti. Yaninda Yilmaz hoca olunca ne Ankaradan cekinirdi nede Istanbuldan. Durumu anama anlatti. Anam:
-Tamam Haci aga, bizim taya da bir müsteri vardi Dereköyden, adam yarin gene gelecek, hayvani satmiya da kiyamiyorum ama baska paramizda yok. Musa da tayin satilmasini hic isdemiy, cok da seviy onu ama basga care galmadi, dedi.
Tayimizin satilacagini kesin olarak anladigimda icimi öyle bir hüzün kapladi ki analtamam. Anamla Haci emminin yanlarinda gözlerim doldu. Onlar agladigimi anlamasinlar diye odadan cikip evimizin arkasina gittim. Gözyaslarima mani olamiyordum, kendiliginden akiyordu.
Aksam saatlerinde hayvanlari yemleyip, altlarini kurulamak icin anamla ahira gittigimde tayimiza bakmaya dayanamiyordum. Yüregim sizliyordu tayimiz satilacak diye. Tayimizla o aksam daha bir yakindan ilgilendim. Samanina anam görmeden fazladan arpa ilave ettim. Tayimiz analamiyordu ama ben onunla vedalasiyordum.
Yelesini kasagilayip boynunu oksarken anam benim üzüldügümü analmis:
-Musa oglum, tayimiz satilacak diye üzülüyon mu yoksa? diye sordu
Bogazima birsey dügümlendi. Anama cevap vermek istiyordum ama kelimeler bogazimdan disari cikmiyordu. Üzüldügümü de anama belli etmek istemiyordum.
-Yok ana, diyebildim sadece kisik bir sesle.
Anam geldi, benim saclarimi oksadi:
-Üzülme oglum, o paraya ihtiyacimiz var, satmak zorundayik, dedi.
Artik kendimi tutamiyordum. Hickira hickira aglayarak kosar adimlarla ahiri terkettim. Evimizin arkasindaki tepenin arkasina gittim. Icimi bosaltana kadar hüngür hüngür agladim. Tayim, güzel tayim. Ona kendimce bir de ad vermisdim. "Karayel". Ama ona doyamadan onu satmak zorunda kaliyorduk.
Iki saat kadar sonra eve geldigimde anam konuyu bir daha acmak istemiyordu. Baska seylerden bahsediyordu. Ama ben sansimi bir daha denemek icin
-Ana, ben doktora gitmiyecam, tayimizi satmayalim, dedim.
Bu defa anamin gözleri doldu. Bana göstermemek icin arkasini dönüp mutfaga gitti. Yarim saat sonra geri geldi ve beni ikna etmeye basladi
-Oglum, gozlerine bisey olursa ben gahrimdan ölürüm. Bak, müsderisi de ayagimiza gadar geldi, iyi de para veriyor, dedi.
Anamin bu sözlerine ister istemez razi olmus gibi göründüm. Cünkü anacigimi birdaha aglatmak istemiyordum.
-Tamam ana, satalim, dedim.
Ve ertesi gün... Alici ögleden sonra gelmisdi. Anam tayi ahirdan bir yularla cikardi. Adam anama parayi ödedi. Adamin yüzü gülüyordu. Bense olanlari biraz uzakdan seytrediyordum. Yüregim yaniyordu. Hani evden gelin olarak beyaz gelinliginin icinde cikan genc kiza anasi babasi kardesi bacisi yanar, üzülür ya, iste öyle bir durumdu bu olay benim icin.Karayelim gidiyordu, birdaha hic gelmemek üzere gidiyordu. Ama anami üzmemek icin aglamamak icin kendimi tutuyordum. Adam tayimizin, daha dogrusu tayinin yularindan tuttu ve cekerek gitmeye basladi. Sanki tay da bu isi anlamiscasina aci aci kisniyordu. Sanki vermeyin beni, gitmek istemiyorum dercesine aci geliyordu sesi bana. Tabi ki tayim bunlari anlayamazdi. Ama onun kisnemesi benim icimi yakiyordu. Adam tayimizin yularindan ceke ceke yavas yavas gözden kayboldu. Onlar topallarin kavagini dolanana kadar ben arkalarindan bakakaldim. Körebildigim yere kadar gözümle takip ettim onu. Ve belin basini astilar. Anamsa benim halimi görmemek icin bahceye gitmis ve kendini ise vermisdi.
Sayili gün tez gecer derler. Ankaraya gidecegimiz gün geldi catti. Anam paranin tamamini Haci emmiye verdi. Para yetismez diye endise ediyordu anam. Nede olsa Angaraya gidiyorduk. Yer bilmiyoruz, yol bilmiyoruz. Hastane kac lira, doktor kac para, ilac kac para bilmiyoruz.
-Haciaga, Musa sana emanet, dedi anam.
-Gorhma Urhuya baci sen, hic gorhma, ben yaninda olandan sona Angariya da giderik Istanbila da, dedi. (Ögrtemen yaninda ya artik, atar)
Haci emmi aslinda Yilmaz hocaya güveniyordu. Eger ögretmen yanimizda olmasaydi sanirim asla beni Ankaraya götürmeye razi olmazdi.
Ücümüzde köy münübüsüne bindik. Münübüsde, kadinlar, cocuklar, yaslilar ve orta yaslilar vardi. Haci emmi ve bir kisi daha minübüse biner binmez sigaralarini cikarip muktar cakmaklarini cakdilar. Icimizde sigara icmeyen var mi, rahatsiz olan olur mu olmaz mi diye sormak yok tabiki. Sigara icmek onlara göre onlarin en dogal haklariydi. Rahatsiz olan varmis, yokmus onlari ilgilendirmezdi. Köy minübüsünde sigara icilmez mi canim sende!. Rahatsiz olan binmesin! Ne duyarlilik !!!
Neyse minübüs Göllünün ve Demircilinin cukurlu yollarinda sallana sallana, uyuyup kalan olmasin diye korna calarak, sabahin erken saatlerinde Kochisar yolunu tuttu. Minübüsün ici tiklim tiklim doluydu. Arkayi besledik, önü dörtledik ve soförün de soluna beni bindirerek yola koyulduk. Gurur duyuyordum, cünkü soför koltugunda oturuyordum. Münübüscü de sanirim topallarin Habip abiydi. Yarim saatlik cileli bir yolculugun sonunda Kochisara vardik. Minübüsden kendini disariya atan derin bir nefes aliyordu. Hani hamamda bunalirsinda kendini disari atarsin ya; iste öyle bir durum.
Yilmaz hoca hic vakit kaybetmeden Ankaraya üc tane otobüs bileti aldi. Kisa bir süre sonra Ankara otobüsüne bindik. Otobüs doluydu, ama bizim köyün minübüsü kadar dolu degildi. Kimse kimsenin koltuguna oturmuyordu. Herkesin bir koltugu vardi. Haci emmiyle ben yan yana olan koltuklara düsmüsdük. Yilmaz hoca önümüzde, onun yaninda da düzgün giyimli bir bayan oturuyordu. Bir saat kadar yol almisdik. Önümüzdeki bayan burnunu cekerek Yilmaz hocaya birseyler anlatiyordu. Konusmalari hafifden bizim kulagimiza da geliyordu. Bayan Yilmaz hocaya diyordu ki:
-Beyefendi siz de kokuyu aliyor musunuz?
-Evet, sanki ayak kokusuna benziyor.
Bu arada ben Haci emminin ayakkabilarini koltugun altinda görmüsdüm. Konusulanlari Haci emmi de duydugu icin carcabuk ayakkabilarini giydi, foterini yüzüne kapatti ve uyuyormus gibi yapti. Ankaraya varana kadarda foterini yüzünden kaldirmadi.
Ankaraya vardigimizda vakit ögle olmusdu. Aman Allahim, bu ne kalabalik. Hayatimda hic bu kadar insani birarada görmemisdim. Sanirim Haci emmim de görmemisdi. Insanlar bir telas icinde saga sola gidiyorlardi. Haci emmim bir eliyle benim elimi diger eliyle de foterini siki siki tutuyordu. Sanirim foteri de benim kadar kiymetliydi. Hizli adimlarla giden Yilmaz hocayi gözden kaybetmemek icin bazen yürüyerek bazen de kosarak onu takip ediyorduk. Yilmaz hoca otogardan cikdi ve halkotobüslerinin durdugu duraga dogru yöneldi. Biz de pesinden. Duraga vardigimizda Yilmaz hoca soföre birseyler sordu, o da diger otobüsü gösterdi. Bize dönerek :
-Haci amca su otobüse binecegiz, acele edin, dedi.
O birkac adim önden otobüse bindi. Otobüsün ön kapisi tiklim tiklim insan doluydu. Insanlar sanki binememekten korkarmis gibi birbirlerini itekleyerek otobüse binmeye calisiyorlardi. Biz önce sasirdik. Birkac saniye bekledik. Ama Yilmaz hoca binmisdi. Biz de kalabaligin en arkasina dikildik. En son binen biz olduk. Kapi güc bela kapandi. Otobüs hareket etti. Yilmaz hocayi göremiyorduk. O kalabalikda nasil görürsün. Ben 9-10 yaslarinda bir cocugum, Haci emmimin boyu ise benimkinden azcik daha uzun. Yani kalabaligin icinde Yilmaz hocayla birbirimizi kaybettik.
Otobüs birkacyüz metre gidip durdu. Insanlar bizi itekleyerek disari cikmaya calisiyordu. Haci emmi dedi ki:
-In Musa in, baksana herkes iniyor, burada inilecek galiba.
Haci emmim zannetmis ki, bir durakda herkes biner diger durakda herkes iner. Ilk durakda insanlarin bizi itekleyerek indigini görünce orasi ayni zamanda son durak zannetmis. Otobüslerin sehir icinde bircok duragi oldugunu düsünememis. Neyse biz indik. Haci emmim bir eliyle benim elimden tutuyor, diger eli foterinde.
Aman Allahim o da ne, otobüs hareket etti. Ama Yilmaz hoca görünürlerde yok.
Haci emmi panik ve korku icinde etrafina bakiniyordu. Ama Yilmaz hoca yokdu. Bir de bakdik ki otobüs hareket etti. Bir anda Haci emmimin kafasi dank etti.
-Kos Musa kos, hoca otobüsde kaldi, dedi.
Bir elinde foter bir elinde ben. Ankaranin ana caddelerinde kosuyoruz. O süratle olimpiyatlara katilsak birinci olurduk kesin. Biz kosdukca otobüs daha da uzaklasiyordu. Etrafimizdaki taksiler bize korna caliyorlar, kimisi de camini acip, "manyak misiniz, yolun ortasindan niye gidiyorsunuz, kaldirimdan gidinsene" diye kiziyorlardi. Tabi küfür edenler de vardi. Ama biz deliler gibi kosuyorduk. Tosbiyikli bir taksi soförü kellesini camdan disari cikarip öyle seddeli bir küfür salladi ki, acelemiz olmasaydi kesin kavga cikardi. Kimseye kulak asacak zamanimiz yokdu. Otobüsü yakalamak hayati bir meseleydi bizim icin. Burasi Ankara, ne olur ne olmaz. Haci emmi "Angara cakal yatagi olur Musa, kos kos" diyordu.
Otobüs ileride bir yerde durdu. Birkac kisi indi. Tam biz yaklatik ki, otobüs tekrar hareket etti. Biz hala tam hizla kosuyoruz. Bu arada birkac defa kaza tehlikesi atlattik. Ama biz hala yolun ortasindan kosuyorduk. Arabalarin kornalarini ve taksi soförlerinin o nazik küfürlerini duymazdan geliyorduk. Bir ara Haci emmimin foteri düsdü. Egildi alayim derken nerdeyse bir taksinin altinda kaliyordu.Baska bir taksici nazik bir küfür salladi bize. Bu arada biz iyice yorulmusduk. Otobüs de arayi epey acmisdi. Ve otobüs köseyi dönüp gözden kayboldu. Haci emmiyle ben güc bela kaldirima cikdik. Soluk soluga kalmisdik. Artik kosacak halimiz kalmamisdi. Hani trafik kurallarini anlatan "bay yanlis"in haline döndük.
Bir sürü maceradan sonra köye döndügümüzde Yilmaz hocadan ögrendik ki, hoca bizi epey aramis. Hatta terminale geri gitmis ve anons verdirmis: "Dikkat dikkat, foter sapkali, kisa boylu köylü bir adamla yaninda 8-10 yaslarinda bir cocuk kaybolmusdur, görenlerin polise veya danismaya bildirmeleri rica olunur."
Ilk panigi atlattiktan sonra Haci emmi kendine geldi. Eeee, Yilmaz hoca yok. Is basa düsdü. Kol kirildi omuza yük oldu.
Basladik bir göz doktoru aramaya. Önümüze gecen soruyordu Haci emmi:
-Bacim, buralarda bi göz doktoru var mi?
-Bilmiyorum beyfendi...
Derken yeni birine soruyoruz:
-Yigenim, bize bi gozdoktoru lazim, buralarda bildigin bi doktor var mi?
-Bilmiyorum beyfendi...
Önümüze gelene soruyorduk. Sonunda adamin biri bize bir gözklinigi tarif etti. Araya sora buldugumuzda klinik mesai saatini bitirmis ve kapatmisdi. Sadece acil durumlara bakiyorlardi. Haci emmim her ne kadar israr ettiyse de bizi muyaene edemeyeceklerini, yarin sabah gelmemizi söylediler.
Al basina belayi. Bir de otel aramak cikti. Ciktik sokaklara otel aramaya. Aradik maradik ama bulamadik. En iyisi birine soralim dedik.
Ilk sordugumuz kisi:
-Amca buralardaki oteller pahali olur, en iyisi siz Ulusa gidin dedi.
-Ulus nerde evladim, dedi haci emmi.
-Amca siz en iyisi bir taksiye binin, yaya gidemezsiniz, uzak, dedi
Haci emmim basladi evhamlanmaya. "Angaranin taksicileri de cakal olullarimis. Ben koyde bekcilik yaparken muhtar söylediydi", diye sesli düsünmeye basladi. Yürüsek bulamaz miyiz su ulusu aceba, diye düsündü. Biraz yürüdük.Ama yönümüzü bilmiyorduk ki. En sonunda bir taksiye binmeye karar verdi. Ve bir taksi cevirdik. Bindik. Haci emmim soföre:
-Bah yigen, bizi acemi belleme, biz buralari iyi bilirik, bizi hiiic dolandirip cevrindirmeden gotür, dedi
Taksici:
-Amca sen manyakmisin nesin? Ne dolandirmasi, biz ückagitcimiyiz, dedi.
Haci emmi:
-Ben sizin ne cakal oldugunuzu iyi bilirim, bizim mihdar annatdiydi, dedi.
Taksici:
-Bak amca, agzindan cikani kulagin duysun, biz cakal makal degiliz, biz ekmegimizi kazaniyoruz, dedi.
Haci emmi hic bozuntuya vermeden:
-Cakalin da alasisiniz hem de, dedi.
Taksicinin sinirleri iyce tepesine cikti. Haci emminin kapisini uzanip acti ve:
-Siktir olun gidin lan, allahin zircahilleri, belamisin nesin sen... dedi. Ve bizi disari atti.
Haci emmim de adamin arkasindan okkali bir küfür salladi. Foterini de cikarip adamin arkasindan bi salladi. Sinirli sinirli biraz kendi kendine söylendikten sonra baska bir taksi cevirdi.
Bu defa daha temkinli konusuyordu:
-Evladim, biz Ulusa gidecik, Allah rizasi icin bizi fazla dolasdirmadan dogruca Ulusa götür.
Taksi soförü Haci emmiye tuhaf tuhaf bakdi ve hicbirsey demeden hareket etti.
Yaklasik 15 dakikalik bir yolculugun ardindan Ulusa vardik. Dogrusu taksici bizi gezdirdi mi gezdirmedi mi bunu asla ögrenemedik.
Basladik Ulus meydaninda otel aramaya. Bir otel tabelasi gördük. Cekine cekine iceri girdik. Resepsiyonda kirvatli bir adam bekliyordu.
-Buyrun beyfendi, yardimci olabilir miyim, dedi.
Haci emmi foterini cikardi ve:
-Selamün aleyküm yigen, biz bi otel ariyorduk, dedi.
-Burasi da bir otel beyfendi, dedi resepsiyondaki adam.
Haci emmi bi eliyle foterini tutarken diger eliyle kafasini söyle bi kasidi ve:
-Evladim, oda fiyatlariniz pahali mi, dedi.
Adam söyle bize dik dik bi bakdi ve bizim anlayacagimiz bir dille konusmaya basladi. Beyfendi yerine amca demeye basladi:
-Amca buralarin en ucuz oteli biziz, dedi.
Haci emmi:
-Valla mi yigen, dedi. Adam:
-Valla amca, istersen git sor, dedi.
Haci emmim adama inandi. Ama yine de pazarlik yapmakdan da geri kalmadi:
-Geceligi gac para yigen? dedi. Adam
-15 lira amca, dedi.
-Sunu düz hesap yapalim yigen, dedi Haci emmi.
-Haci emmi, valla zarar ederim, kurtarmaz, dedi.
Haci emmi:
-O zaman 12 yap yigen, bak biz uzun yoldan geldik, bu cocugun gözleri rahatsiz, yarin onu doktora gotürecam. Paramiz da gisitli, diye halinin arzetti Haci emmi. Adam:
-Valla amca biz pazarlik yapamiyoruz, patron kiziyor, dedi.
Haci emmi:
-Yigen 14 lira bari yap, uzun yoldan geldik diyorum sana, Allah rizasi icin, dedi. (bilindigi gibi biz Türkler pazarliksiz alisveris yapmayiz)
Adam güldü ve haci emmimin zorlu pazarligi karsisinda daha fazla dayanamadi
-Tamam amca tamam, dedi
Dogrusu otelde adam bizi aldatti mi yoksa gercekten bize iyilik mi etti, bunu da asla anlayamadik. Neyse problemin yarisini cözmüsdük.
Bize odamiz gösterildi. Otelin önünde simitci duruyordu. Haci emmi oradan birkac tane simit aldi ve aksam yemegini simitle gecistirdik. Ha, simitciyle de pazarlik yaptik mi diye sorarsaniz; hayir onunla pazarlik yapmadik.
Ben yatar yatmaz erkenden uyumusum. Eee, otobüsün arkasindan az kosmadik, uzun maratondan sonra yorulmusum. Haci emmim ne zaman yatti, ne zaman kalkti bilmiyorum. Ama bildigim bir sey var ki, cok cok erken kalkmis olmali. Belki de hic uyumadi telasdan. Sabahleyin erkenden göz kilinigine gidip sira almis. Taksiyle mi gitti, yaya mi gitti orasini bilemiyorum.
Hava aydinlar aydinlamaz beni de uyandirdi. Hoca ezanini daha okumamisdi. Biraz sonra ezan okundu. Haci emmim namazini kildi ve hemen yola ciktik. Yolcu yolunda gerek.
Otel odasindan ayrilmadan önce Haci emmim cebindeki parayi üce böldü. Bir bölümünü cüzdanda birakdi. Bir bölümünü tam ayaginin altina koydu ve üzerine corabini giydi, diger bölümünü de foterinin icndeki gizli bölmeye koydu. Bu islemi yaparken de kendi kendine söyleniyordu "Angara cakal yatagi olurmus, ben bekcilik yaparken mihdar didiydi", diye.
Neyse biz erkenden kilinigin yolunu tuttuk. Bu kez taksi maksi tutmadik. Tabana kuvvet. Anladim ki Haci emmi kayit yaptirmak icin gittiginde sora sora kilinigin yolunu da ögrenmis. Caresizlik insani mucit yapar derler.
Göz kiliniginin bekleme salonu oldukca kalabalikdi. Haci emmimin erkenden sira almasina ragmen siranin bize gelmesi ögleyi bulmusdu. Musa Ertem diye adim cagrildiginda beni bir korkuyla karisik heycan sardi. Hayatimda ilk defa dokdora gidiyordum. Anadolu köylerinde cocuklar eskiden dogar, hayatta kalmayi basaranlar kalir, basaramayanlar ölürdü. Ben de o hayatta kalmayi basaranlardan biriydim. Bir kiz bir oglan kardesim bebekken ölmüsler. Neden öldügünü ne anam biliyor nede babam. Ama bunlar o zamanlar dogal karsilanan seylermis. Ben bunun nasil normal karsilandigini hala anlayabilmis degilim.
Neyse sira bana gelip muayene odasina girdigimde heycandan bayilmak üzereydim. Haci emmim de yanimdaydi. Hani anam beni ona emaner etmisdi ya. O da emenete gözü gibi bakiyordu.
Doktor sikayetimizi sordu. Ben gözümün agridigini, sulandigini, durmadan kepildemek zorunda kaldigimi anlattim. Doktor bana cesitli büyüklüklerde birkac harf gösterdi. Ben onlari okudum.
-Önemli birsey yok, sana bir göz damlasi yaziyorum, kullan gecer, dedi.
Hopbalaaa... Ne demek önemli bisey yok. Bütün yolu biz bir tek gözdamlasi icin mi teptik. Otobüs, taksi, otel, bütün bunlar bir tek damla icin miydi?
Yani, bizim tay bir göz damlasina mi satildi yani. Evet evet, yanlis duymadiniz güzelim tayimiz sadece bir göz damlasi icin satildi. Gitti karayelim. Olan olmusdu artik. Üzülmek ne care.
Neyse biz doktordan ciktik ve yine sora sora bir eczane bulduk. Damlayi aldik. Her nedense Haci emmim ne doktorda nede eczanede pazarlik yapti. O da biliyordu nerede pazarlik yapilip nerede yapilmayacagini.
Ilaci da aldiktan sonra Haci emmime :
-Haci emmi ben aciktim, dedim.
-Bi lokantada oturup birer corba icelim Musa, dedi.
Hayatimda ilk defa bir lokantaya girecektim. Hep köyde yasadigimiz icin lokanta, restaurant görmedik, bilmeyiz. En uzak yolculugumuz ya Kochisara yada Panliya olurdu. Oradan da ya öglen vaktine tekrar köye dönerdik, yada bir akrabamizin yaninda yemegimizi yerdik. Kural böyleydi eskiden. Ama Ankaradan ne köye dönebilirdik nede bir yakinimiz vardi burada.
Ankaranin hangi semtinde oldugunu bilmedigim sokaklarda yüksek yüksek binalarin arasinda nereye gittigimizi bilmeden yürürken gözümüze bir lokanta carpti. Lokantaya girdik, bir masaya oturduk. Lokantanin lüx bir lokanta oldugu masa örtülerinden belliydi.
Papyonlu bir garson geldi:
-Buyrun, ne arzu edersiniz, dedi.
Haci emmim:
-Yigen, bizim garnimiz acikdi, cocugu buruya dohtura getirdik, dün gece otelde galdik, az önce de muaneden ciktik......(garsonu bunlar ne ilgilendirirse) yemeklerden ne var bugün? dedi.
Garson:
-Beyti kebap, patlican kebap, sis kebap .......(bütün kebeplari saydi) ve adana kebap var, dedi.
Garson bir sürü kebap türü saydi. Meger o lokanta bir kebapciymis. Garson o kadar hizli saydi ki kebap cesitlerini bizim aklimizda sadece son söyledigi kaldi. Adana.
Haci emmi:
-Öyleyse yigen sen bize birer adana corbasi getir , dedi.
Garson bizim yüzümüze tuhaf tuhaf bakti ve dedi ki:
-Amca , adana corba degil, adana kiymadan yapilan bir kebap türüdür, dedi.
Bunun üzerine haci emmim:
-Yigen corba yok mu sizde, dedi
Garson:
-Hayir amca, burasi bir kebapci, dedi.
-Öyleyse bize iki adana getir bahalim, dedi haci emmi. (Adananin ne oldugunu o da merak etmis olmali)
Garson adanalari getirdi. Böylece ikimiz de hayatimizin ilk adanalarini yedik. Garson bos tabaklari götürmek icin geldiginde baska bir istegimiz olup olmadigini sordu. Haci emmi fazla zamanimizin olmadigini, hesabi ödeyip hemen gitmek istedigimizi garsona anlatti.
-Borcumuz ney, yigen?
-8 lira amca.
-Abavvvv, ülen yigen sen ne diyn öyle. Neymis bu adana zikkimi öyle. Valla cok dedin, biraz ikram et!
Garson sasirdi. Pazarlik yapmaya pek aliskin degildi görünüse göre.
Aslinda Haci emmi nerede pazarlik yapilip nerede yapilmayacagini simdiye kadar yi biliyordu. Ama bu defa karistirmisdi sanirim.
-Ne indirimi amca, iki adananin fiyati 8 lira.
-Valla olmaz yigen, cok bahali didin, sen sunu 5 lira yap!
Garson:
-Cattik belaya yav, amca sen manyak misin nesin. Burasi lokanta, yemegini yersin, parani öder, s........ olup gidersin. Burda pazarlik olmaz, burasi pazaryeri degil. Anladin mi! dedi.
Garsonun tepesi atmisti. Haci emmi ilene ilene cüzdani cikardi. Cüzdandaki parayi birkac defa saydi, ama sadece 7 lira cikti.
-Yigen 7 lira yetmez mi?
-Amca sen belani mi ariyorsun? Bahsis vermiyorsan bari parami kesme. Öde 8 lirani, s...... ol git, dedi.
Haci emminin cüzdanda gercekden de baska para yokdu. Ama o paranin geri kalanini foterin icine ve corabin icine koymusdu. Elini fotere atti ve basladi foteri karisdirmaya. Garsonun gözleri faltasi gibi büyüdü. Sanirim simdiye kadar böyle seyleri sadece filmlerde görmüsdü. Haci emminin hokuspokus yapacagini zannetti.
Haci emmim foterin gizli bölmesinden bir ellilik cikarip garsona uzatti. Garson:
-Amca sen bana kamera sakasi mi yapiyorsun, dedi. (Sanirim garson bu isin gercekden bir saka oldugunu sandi)
-Ne sakasi oglum, al adanalarin parasini, dedi Haci emmi. Garson:
-Amca o parayi ben nasil bozayim sabah sabah, bozuk paran yok mu senin? Sen su foteri bi daha karisdir bakayim, dedi.
Haci emmi bu defa garsonun beklemedigi bir hareket daha cekti. Basladi corabini cikarmaya.
Garson bu defa tümden alabora oldu. Haci emmimin corabin icinden para cikardigini görünce garsonun agzi ve gözü bir karis acik kaldi. Sanirim hayatinda ilk defa böyle bir olayla karsilasiyordu.
Haci emmi bir yandan corabinin icinden bir onluk cikarip garsona uzatti bir yandan da "Angara cakal yatagi olur, bizim mihtar didiydi" diye ekledi.
Garson parayi alirken kafasini söyle manali bir sekilde saga sola salladi. Agzindan da bizim anlamayacagimiz bir ses tonuyla birseyler salladi. Biz kapidan cikarken "yürrü, anca gidersiniz" türünden biseyler daha mirildandi.
Yedigim bu adana kebabini asla unutamam.
Neyse kebapcidan ciktik ve otobüs terminalinin yolunu tuttuk. Ne taksiye bindik nede dolmusa. Sora sora Bagdat bulunur derler. Biz de sora sora terminali bulduk. Iki bilet alip önce Kochisara oradan da Panlinin minibüslerinden biriyle Abaliya kadar gittik. Haci emmim bütün yolculuk boyunca foterini yüzüne kapatti ve uyudu. Ama ayakkabisini hic cikarmadi. O kadar macerali yolculukdan sonra Abaliyla Göllünün arasi bize iki dakikalik yol gibi geldi. Yurdumuza gelmistik elbette.
Aksam üzeri eve vardigimizda rahmetli anam yazlikda oturuyordu. Bizi görünce cok sevindi.
-Amanin Haci agam, hos geldiniz, nasil gecdi? Musanin gözünde ne varmis? Yolculugunuz nasil gecdi? diye sordu.
Haci emmi hic erkeklige b.... sürmeden basladi anlatmaya. Yolculugun cok iyi gecdigini, Ankaraya varir varmaz Yilmaz hocanin bizden ayrildigini, bizim önce bir otele yerlesdigimizi, sabah erkenden göz klinigine gidip adam akilli muayene oldugumuzu, ilaclarimizi aldigimizi, sonra bir lokantada adana yedigimizi vs. vs. güzelce anlatti. Haci emmim erkeklige hic b..... sürmüyordu. (Ben de agzim acik sekilde Haci emmini martavallarini dinledim, ama hic acik vermedim). Olan bizim taya olmusdu. Ama bu olayin bende tatli bir anisi kaldi.
Iste sevgili dostlar; cocuklugumdan kalan en tatli anilarimdan biri bu olaydir benim icin. Biraz trajikomik bir olay, ama unutamadigim bir anim.
Biraz uzunca oldu, sabirla okuyanlara tesekkür ediyorum.
Musa